Bu sene 12.si düzenlenecek olan Eskişehir Film Festivali 1 Mayıs'ta başlıyor.11 Gün sürecek olan film 11 Mayıs'ta sona eriyor.Eskişehir Film Festivalleri hep güzel olmuştur.Biraz bakındım ve gitmek istediğim bazı filmleri belirledim.Çılgın Kalp,Fantastik Mr. Fox,Islık Çalmak İstersem Çalarım,Kosmos,Erkeksiz Kadınlar,Bal,Kapitalizm:Bir Aşk Hikayesi bunlardan birkaçı.Umarım saatlerini tutturabilirim de giderim.Sinema dolu günler Eskişehir'i bekliyor.
25 Nisan 2010
01 Nisan 2010
Ev adamı da olurum ben.
Küçüklüğümden beri hep mutfak çocuğu olmuşumdur.Ne bu mutfak çocuğu şimdi?Anne yemek yaparken gidip paçasından çeker de "anneeeaa acıktım bennn" dersin ya,dolabı karıştırır en güzel meyveleri yer,pastanın kenarından parmakla sıyırır,sarella uzanılabilecek bir yerdeyse hemen kapıp kaşık kaşık yersin ya,işte o çocuk "mutfak çocuğudur."Bunun yanında ilkokul zamanlarında fırın kadar olan boyumla her gün sütümü kendim ısıtırdım.O yüzden böyle 2 metre boyum olmuş!Günler,haftalar,yıllar geçer tabi ben mutfak çocuğu kıvamından yavaş yavaş sıyrılmaya artık "mutfaktan sorumlu kişi" olmaya başladım.Tabii bu farklı bir şey.Artık bulduğunu yeme devri kapanır.Mutfaktaki eksikleri araştırıp temin eder daha sonra da işe yarar hale getirip mideye indirirsin.Bir nevi eski mertebeye göre daha yüksektir.Fakat bundan sonraki mertebeden bir farkı vardır.Mutfak asla boş değildir.Falandı felandı derken yıllar artık annenizin olmadığı bir mutfağa atar sizi.Ne anneniz vardır ne mutfakta bir şeyler vardır.Tamamen yalnız başınızasınızdır.Ya varsınız ya yoksunuz durumu.Ya kendiniz yaparsınız ya da telefona sarılıp sizi doyurması için başka numaralara dadanırsınız.İşte o mutfak "üniversite evi mutfağı"dır.Bomboş ve ıssızdır,kirlidir bir çok zaman.Hiç bir şey siz olmadan hayat bulmaz.İşte o mutfakta artık 4. yılım ve ilk zamanlardaki biçare ve hemen telefona dadanan çocuk değilim.Gitgide alıştırdı bu mutfak bana bir şeylerle uğraşmayı.Bunun yanında sever de oldum bir şeyler yapmayı.Yemekleri deniyor insan.Merak duyuyor yeni şeylere.Yaptıklarından tatmin oluyorsa bir de sormayın o kişinin zevkine.İşte ben o zevke ulaşıyorum her geçen gün.Elbette daha yolun başındayız ama önümdeki yoldan da çekinmiyorum.Düşünüyorum daha nice tabaklar doldurmak,o halde varım.Ev adamı da olurum gerekirse...

10 Mart 2010
Bu mu şimdi heykelciğin sahibi!
Bahsettiğim şey merakla beklenen Oscar ödüllerinin "En İyi Film" kategori birincisi filmimiz The Hurt Locker.Yazık ki ne yazık.O kadar laf edilen Avatar'ın yanından bile geçemeyecek bir film.Ne açıdan bakıyorum biliyor musunuz?Oscar ödülleri.O bahsedilen ünlü Oscar ödülleri.İlk duyduğumda şaşırmış ve merak uyandırmıştı bende bu film.Hevesle indirip başladım izlemeye.Yarım saat oldu yok,1 saat oldu yok,film bitti yok.Eee elime ne geçti benim.Belgesel sosu katılmış bir filmden başka bir şey göremedim.Elemanların 10 dakika boyunca matrak yapıp,birbirlerini yumruklamalarına mı hayran kalmalıydım.20 dakika bizi esir alan sniper düellosuna mı hayran kalmalıydım?Savaş filmi değil,savaşın askerlerdeki etkisini gösteriyor diyorlar.Hadi canım.Ben bunları national geographic'de izliyorum zaten.Çatışma geceleri uykusuz bir şekilde nöbetleşe tetikte kalan askerlerin hikayesini biliyorum zaten.Irak'da Amerikan askerlerinin ne naneler yediğini biliyorum ayrıca.Bana böyle nazik ve empatik bir şekilde işlerini yapan,tüm insanların dostu! Amerikan askerleri muhabbetini bu kadar aleni bir şekilde yapmalarını hazmedemem.Yanarım giden 2 saatime yanarım.Aynı vakitte indirdiğim BRip Avatar'ı bir kez daha izlerdim daha iyi.Oscar'mış.Peh.Bu Oscar da Eurovision gibi çakmalaşmış haberimiz yok.
23 Ekim 2009
Sihirli Parmak:Fabrizio Paterlini
Bahsettiğim kişi italyan bir piyanist.Duyguları gayet güzel aktarabilmiş eserlerine.Yoğun bir klasik müzik etkisi görülmemesi daha da cazip hale getirdi dinlemem için kendisini.Bir yerden sonra aynı etkiyi yaratan klasik müzik şarkılarının aksine farklı şeyler uyandırdı bende.16 yaşında(piyano için geç denebilir)başladığı eğitiminin sonunda çeşitli gruplarda çalmış ve daha sonra kendi albümlerini çıkarmış.3 adet albümü bulunuyor şu an.Dinleyin efendim derim.
Resmi sitesi: http://www.fabriziopaterlini.com/home.html
Albümlerini dinleyebileceğiniz site:http://fabriziopaterlinirecords.com/
Resmi sitesi: http://www.fabriziopaterlini.com/home.html
Albümlerini dinleyebileceğiniz site:http://fabriziopaterlinirecords.com/
19 Ekim 2009
Bardağı yere bırakmak
Bugün kahvaltı sırasında gazetemi okurken rastladım bu yazıya.SABAH Gazatesi yazarı Nazlı Ilıcak'ın köşe yazılarından birisiydi.Çok hoşuma gitti,paylaşmak istedim.
Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı. "Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?" diye sordu.
Öğrenciler, '50gr!' .... '100gr!' .... '125gr' cevabını verdiler.
"Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem" dedi profesör ve devam etti: "Ama, benim sorum şu: Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"
- Hiçbir şey - Tamam, peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?
- Kolunuz ağrımaya başlardı.
- Haklısın; peki ya 1 gün boyunca tutsam ne olur?
- Kolunuz iyice ağrır, adaleniz spazm yapar, belki de çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda kalırsınız.
Sorularına cevap alan profesör, can alıcı noktaya temas etti:
- Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıktı mı? Öğrenciler bir ağızdan cevapladılar: "Hayır."
- Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve kas spazmına yol açan olay neydi?
Profesör ikinci bir soru daha sordu:
- Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?
- Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız.
Profesör beklediği cevabı almıştı.
Öğrencilerini kutladı ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yaptı: "Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsan, bir sorun yaratmaz.
Uzun bir süre düşünürsen, başın ağrımaya başlar. Ama hiç aklından çıkarmazsan, artık başka bir şey düşünemez hale gelirsin; bu seni bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız. Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır. Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Taze bir güne, yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden arkadaşlarınıza vereceğiniz en önemli tavsiye, 'Bardağı yere bırak' olmalıdır."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

